Tarih ve din sahasında büyük şahsiyetler vardır. Onlar, yaşadıkları çağın karanlığını yarıp geçen birer meşale gibidir. Fakat ne hazindir ki, bazen o meşaleler ışık saçmak yerine birer “dokunulmaz tabu" hâline getirilir. Asıl tehlike -işte- burada başlar.
Bir büyüğü “eleştirilemez” ilan etmek, aslında onu yüceltmek değil; bilakis fikrini dondurmaktır. Çünkü düşünce, canlı bir organizmaya benzer. Nefes alır, gelişir, zamanla yeni şartlara cevap verir. Onu cam bir fanusun içine kapatıp “artık değişmez” demek, onu yaşatmak değil, muhafaza adı altında öldürmektir.
Tarihe baktığımızda, büyük alimlerin ve mütefekkirlerin en belirgin vasfı, kendilerinden sonrakilere düşünme kapısını açık bırakmalarıdır.
Mesela İmam Şafii, “Benim sözüm doğruya en yakın olandır; ama yanlış olma ihtimali de vardır” diyerek fikrî tevazuun zirvesini göstermiştir.
Yine İmam-ı Azam Ebu Hanife, talebelerine “Bu benim görüşümdür, daha iyisini bulan olursa onu alın” diyebilmiştir. Bu sözler, hakikatin şahıslara değil, delillere bağlı olduğunun açık ilanıdır.
Bir şahsı tabulaştırmak, onu eleştiriden azade kılmak; zamanla o şahsın fikirlerini mutlaklaştırır. Bu da iki büyük zarara yol açar: Birincisi, yeni fikirlerin önü kesilir. İkincisi, hatalar kutsallaştırılır.
Hâlbuki insan olanın yanılması da mümkündür. Yanılma ihtimali olan bir sözü, tartışılmaz ilan etmek, hakikate değil, taassuba hizmet eder.
Daha da önemlisi, tabulaştırma bir korku iklimi doğurur. İnsanlar soru sormaktan çekinir, araştırmaktan uzaklaşır. “Ya yanlış anlaşılırsam?” endişesi, düşüncenin önüne set çeker. Oysa ilim, soru ile başlar. Soru yasaklandığında, ilim de kaskatı kesilir.
Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımı dikkat çekicidir. O, eserlerinde defalarca “Ben de beşerim, hata edebilirim” diyerek şahsını değil, ortaya koyduğu hakikatleri merkeze almıştır. Risalelerinde sık sık akla, muhakemeye ve tahkike çağrı yapması, tabulaştırmaya karşı açık bir duruştur.
Unutulmamalıdır ki, hakikat şahıslarla kaim olamaz. Şahıslar hakikate hizmet eder; hakikat onların tekelinde değildir.
Bir büyüğü gerçekten sevmek, onun sözlerini dondurmak değil; onun açtığı yolu yürümektir. O yol ise çoğu zaman sorgulamaktan, düşünmekten ve gerektiğinde farklı yorumlar geliştirmekten geçer.
Bugün yapılması gereken, büyükleri yıkmak değil; onları doğru yere koymaktır. Ne putlaştırmak, ne de itibarsızlaştırmak…
Bilakis, onları anlamak, değerlendirmek ve gerekirse fikirlerini yeniden yorumlamak.
Çünkü fikir, donduğu anda ölür. Hakikat ise ancak hareket hâlindeyken parlar.
- - Bir Keşfü’l-Kubur, Bu Zamanda Kırk Kişiden Birinin İmanını Kurtardığını Görmesi Vakıası
- - LA UHUBBİL ÂFİLİN -4 VII. AZER'İN GETİRDİĞİ PUT
- - LA UHUBBİL ÂFİLİN -2 MAĞARADA ŞAKIYAN NUR I. YILDIZLARIN SÖYLEDİĞİ
- - Hac Suresi 12. Ayetin Tefsiri: Kalbin Gerçek Sığınağı Allah'tır
- - Destan Yazılan Gece: 15 Temmuz
- - Ailecilik, Aşiretçilik ve Bağnaz Cemaatçilik: Adaletsizlik (Zulüm)
- - Amellere Değil, Rahmete Güvenmek
- - DUHA SURESİNİN TESELLİCİ MESAJI
- - Gençliğe Yapılan Yatırım, Geleceğe Yapılan Yatırımdır
- - Uhud'dan Çağlara Bir Ders
- - MARİFETULLAH'TAN MUHABBETULLAH'A
- - Âl-i İmrân Sûresi 139. Âyet Ne Der Bize
- - Uhud'dan Günümüze: Âl-i İmrân 152. Ayetin Risale-i Nur Perspektifinden Tefsiri
- - Muttakiler Efendidir, Fakihler Liderdir; Onlarla Oturup Kalkmak Ziyadedir” Sözü Üzerine
- - Aç Olan Karın mı, Göz mü?
- - İSTANBUL FETHİNİN ASIL ÖNEMİ
- - ADALET, HERKESE AYNI ŞEYİ VERMEK DEĞİL, HAKKINI VERMEKTİR.
- - RAHMANİ İKAZ
- - TEYAKKUZ
- - İZDÜŞÜM VE AYNA METİNLERDEN ÜÇ MİSAL
- - Duruşu Olan Bir Gazete: DURUŞ
- - EN BÜYÜK MİYAR: KANAAT
- - Emekliye Nefes Aldıracak Bir İmkân: Mütevazı Tatil Desteği
- - Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti
- - Malazgirt’te Anadolu Can Atarken İslam'a
- - SİLÜET
- - BİR REALİTE: ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE TURGUT ÖZAL
- - 14- 15 Nisan’ın Acı Gölgesi ve Çıkış Yolu: Maneviyatla Techiz ve İnşa Edilen Öğrenci
- - FEDAKÂRLIĞIN SESSİZ DESTANI
- - BURSA FETİHLE GÖNLÜNÜ AÇARKEN İSLAM'A