İnsanlık tarihi boyunca en çok aranan şeylerden biri adalet olmuştur. Devletler onun adına kurulmuş, mahkemeler onun için açılmış, savaşlar bile çoğu zaman “adalet” sloganıyla meşrulaştırılmıştır.
Fakat bugün hâlâ en büyük yanlışlardan biri, adaleti “herkese aynı şeyi vermek” sanmaktır. Oysa adalet, mutlak eşitlik değil; ihtiyacı olana ihtiyacı kadarını, hak edene de hakkını vermektir.
Bir hastane düşünelim: Aynı hastalıktan muzdarip olmayan insanlara aynı ilacı vermek eşitlik olabilir; fakat bu adalet değildir. Çünkü biri ağrı çekerken diğerinin sadece dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Bir çocuğa, bir ihtiyara ve ağır işte çalışan bir emekçiye aynı yükü taşımayı teklif etmek de eşitlik olabilir; fakat zulme dönüşür. Demek ki adalet, kör bir dengeleme değil; hikmetli bir ölçüdür.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl Suresi, 90) Bu ayet, adaletin kuru bir hukuk maddesi değil; ilahî bir emir olduğunu göstermektedir. Çünkü adalet olmazsa huzur olmaz, güven olmaz, devlet ayakta kalmaz, aile dağılır, toplum çürür.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar “eşitlik” söylemleriyle aldatılırken aslında büyük adaletsizlikler yaşanmaktadır. Aynı imkânlara sahip olmayan insanlardan aynı başarıyı beklemek, farklı şartlarda yaşayan insanlara aynı hükümleri dayatmak çoğu zaman güçlülerin işine yarayan bir düzen kurmaktadır.
Halbuki gerçek adalet, zayıfı koruyan, mağdurun hakkını gözeten ve emeğin karşılığını teslim eden bir vicdan sistemidir. Bediüzzaman Said Nursî’nin ifade ettiği gibi:
“Adalet-i mahza, bir masumun hakkını bütün halk için de olsa feda etmez.”
Bu ölçü, adaletin ne kadar yüksek bir ahlâk ve vicdan işi olduğunu göstermektedir. Çünkü hak, kuvvete göre değil; hak sahibine göre belirlenir. Güçlü olduğu için haklı sayılan bir toplumda huzur değil korku hâkim olur.
Aile içinde de adalet böyledir. Her evlada aynı şeyi vermek değil; her birinin ihtiyacını, kabiliyetini ve durumunu gözetmek gerçek adalettir. Devlet yönetiminde de böyledir. Fakirin ihtiyacı ile zenginin imkânı bir değildir. İmkânı olmayana destek olmak, çalışanın emeğini korumak, yetimin hakkını savunmak adaletin gereğidir.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”
Fayda ise ancak adaletle mümkündür. Çünkü adaletin olmadığı yerde insanlar birbirine güvenemez. Güvenin olmadığı yerde de ne ticaret gelişir, ne ilim büyür, ne de kardeşlik...
Bugün toplumların en büyük problemlerinden biri, hakkın değil imtiyazın konuşulmasıdır. Makamı olanın daha çok hak iddia ettiği, sesi yüksek çıkanın haklı sayıldığı bir düzende gerçek adalet kaybolur. Oysa adalet; güçlünün değil, haklının yanında durabilmektir.
Sonuç olarak adalet, herkesi aynılaştırmak değildir. Herkesi yerli yerine koymak, emeğe değer vermek, mazlumu korumak ve her hak sahibine hakkını teslim etmektir.
Bir toplumda adalet ne kadar kuvvetliyse, huzur da o kadar sağlam olur. Çünkü adalet, sadece mahkemelerin değil; vicdanların da temelidir.( 23.05.2026)
- - Aç Olan Karın mı, Göz mü?
- - İSTANBUL FETHİNİN ASIL ÖNEMİ
- - RAHMANİ İKAZ
- - TEYAKKUZ
- - İZDÜŞÜM VE AYNA METİNLERDEN ÜÇ MİSAL
- - Duruşu Olan Bir Gazete: DURUŞ
- - EN BÜYÜK MİYAR: KANAAT
- - Emekliye Nefes Aldıracak Bir İmkân: Mütevazı Tatil Desteği
- - Tabuların Gölgesinden Ne Umulur?
- - Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti
- - Malazgirt’te Anadolu Can Atarken İslam'a
- - SİLÜET
- - BİR REALİTE: ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE TURGUT ÖZAL
- - 14- 15 Nisan’ın Acı Gölgesi ve Çıkış Yolu: Maneviyatla Techiz ve İnşa Edilen Öğrenci
- - FEDAKÂRLIĞIN SESSİZ DESTANI
- - BURSA FETİHLE GÖNLÜNÜ AÇARKEN İSLAM'A
- - Şanlıurfa’nın İstiklâl Destanı: 11 Nisan
- - Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor...
- - İLK ADIM, İKİNCİ VE ASIL ADIM
- - Hak Üstündür, Haktan Üstün Yoktur.
- - Tağutu İnkâr Etmeden İman Sahih Olmaz
- - "Kabede Hacılar..." İlahisi Popüler Olunca
- - Ramazan: Kur’ân, Sünnet ve Risale-i Nur Işığında Bir Diriliş
- - 6 Şubat'ta Geceyi Yaran Ses- Hikâye
- - İSLÂM ORDULARININ CİHAD RUHU VE MAKSADI : İ'LAY-I KELİMETULLAH
- - Bediüzzaman Said Nursî ve Mehdi-i Azam Meselesi...
- - BOZULAN GENÇLİK Mİ, TERK EDİLEN EMANET Mİ?
- - EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ
- - ETHEM “Rüzgârın Oğlu”
- - KIRK BİR YILIN HİSSİYATI