“Kâbe’de hacılar…” sözleriyle bilinen ilâhi, son yıllarda özellikle sosyal medya platformlarında, kısa video içeriklerinde ve gençlik buluşmalarında yoğun şekilde dolaşıma girdi. 
       Bu popülerlik, bir yönüyle sevindirici; zira mukaddes beldelere duyulan özlemin diri kalması güzel bir gelişme ve işaret. Ancak diğer yönüyle, ilâhinin geçirdiği dönüşüm üzerine düşünmeyi de zorunlu kılıyor.
       Kâbe, Müslüman için yalnızca bir kuru yapı değil; yön, istikamet ve tevhid sembolüdür de aynı zamanda. Kur’ân-ı Kerim'in ifadesiyle insanlar için kurulan ilk evdir. Hac ibadeti ise ferdî arınmanın, ümmet bilincinin ve mahşer provası olan büyük bir kulluk eğitimidir.
       “Kâbe’de hacılar…” gibi ilâhiler bu derin manayı halka taşıyan sözlü ürünleridir. Asıl fonksiyonları, kalbi harekete geçirmek, hasreti diri tutmak ve ibadet şuurunu artırmaktır.
       İlâhiyi popüler yapan sanatçılar ve sosyal medya içerik üreticileri, niyetleri ne olursa olsun, eseri bir “trend müziğe” dönüştürdüklerinde şu risk ortaya çıkar: İlâhi, zikir olmaktan çıkar; ritim malzemesine dönüşür. Manevî vecd, görsel şova feda edilir. Sözün derinliği, tekrarın sathilik ve şov algısında yavaştan  erimeye başlar.
    Dinî musiki tarihimizde ilâhiler; tekkelerde, dergâhlarda, mahfillerde edep içinde icra edilirdi. Maksat alkış almak değil, gönül uyandırmaktı. Bugün ise bazen fon müziği, bazen düğün şarkısı, bazen eğlence videosu eşliği haline gelebiliyor. Bugünse mesele ilâhinin yayılması değil; manasının sığlaşması diye düşünüyorum.
      Buhûrîzâde Mustafa Itrî ve Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi gibi bestekârlar, dinî musikiyi estetikle derinliği buluşturarak inşa ettiler. Onlarda ölçü şuydu:
       Musiki kalbi Allah’a yaklaştırıyorsa makbuldür; nefsi kabartıyorsa tehlikelidir. Bugün ise algoritmaların belirlediği popülerlik, manevî ölçünün önüne geçebiliyor.
**
      Bununla alakalı olarak  iki uç tavır ortaya çıkıyor: Tamamen karşı çıkmak, yani “İlâhiler popülerleşmemeli” demek. Her hâlini onaylamak: “Gençler seviyor, yeter ki dinlesin” demek.
       Oysa yapıcı yaklaşım üçüncü bir yolu gerektirir. İlâhinin sözleri korunmalı, anlamı geniş geniş ilmi olarak açıklanmalı. Ayrıca klip ve sunumlarda edep ve vakar daima gözetilmelidir.
       Eğlence ile ibadet dili arasındaki sınır muhafaza edilmeli. Gençlere ilâhinin tarihî ve manevî arka planı anlatılmalıdır. Ama popülerliğe kötü diyemeyiz; menfi olan ruh ve şuur kaybıdır.
       “Kâbe’de hacılar…” ilâhisi bir hasret ifadesidir. Hacca gidemeyenlerin kalbinde yanan ateştir. Eğer bu ilâhi:
Kâbe’ye yönelişi artırıyorsa, namaza, duaya, ibadete teşvik ediyorsa; kalpte tevbe ve muhabbet doğuruyorsa, o zaman popülerliği berekettir.
       Ama sadece bir müzik akımı, bir arka plan melodisi, bir sosyal medya akımı hâline gelirse; manevî derinlik yerini tüketim kültürüne bırakır.
       Dinî değerlerimizin çağın araçlarıyla yayılması elbette mümkündür. Ancak araç, maksadın önüne geçmemelidir.
       Asıl soru şu olmalı: Bu ilâhiyi dinlerken kalbimiz Kâbe’ye mi yöneliyor, yoksa yalnızca ritme mi?

Makale Yorumları
Makaleye ait yorum henüz yok.
Makaleye Yorum Yazın
Yazarın Diğer Makaleleri