Mehmet Nuri Bingöl
Tarih, bazı şehirleri sadece taşlarıyla değil, ruhlarıyla da yazar. Şanlıurfa işte böyle bir şehirdir. Onun kurtuluşu, yalnızca bir işgalin sona ermesi değil; bir milletin imanla, cesaretle ve birlik olunca neleri başarabileceğinin en parlak misallerinden biridir.
Şanlıurfa'nın Fransız işgalinden kurtuluşu, Anadolu’nun dört bir yanında yükselen bağımsızlık ateşinin Urfa’da da alevlenmesinden başka bir şey değildir.
**
Mondros Mütarekesi’nin ardından önce İngilizlerin, sonra Fransızların işgaline uğrayan şehir, kısa sürede esareti kabul etmeyeceğini gösterdi.
Urfa halkı için hürriyet, yalnızca bir tercih değil; varoluşun kendisiydi. Bütün mazi bu idrakin misalleriyle dopdolu. Osmanlı'nın, 11 yıllık "Fetret Devri"nden çıkışındaki mücadelelerin sebebi de "İyyake na'budu..."da formülleşen hürriyet ve meşru'iyet hasreti değil midir?
**
Bu direnişin en önemli öncülerinden biri, şüphesiz Ali Saip Bey olmuştur. Onun liderliğinde Urfalılar, düzenli bir orduya sahip olmadan, sınırlı imkânlarla ama sarsılmaz bir imanla mücadeleye giriştiler. Kadınlar, gençler, yaşlılar… Herkes bu kudsi direnişin bir parçası olmaya can attı. Evler cepheye, sokaklar siperlere dönüştü.
Urfa direnişi, klasik bir savaşın ötesindeydi. Bu, bir milletin “ya istiklâl ya ölüm” diyerek ayağa kalkmasının adıydı. Fransız kuvvetleri karşısında verilen bu mücadele, yalnızca askeri bir zaferle neticelen harekât değil; aynı zamanda bir izzet, izzet-i İslamiye ve dini- milli kimlik mücadelesiydi de.
Nihayet 11 Nisan 1920’de Fransızlar şehri terk etmek zorunda kaldı ve Urfa, bu zafere layık olma himmetini gösterince, yani "sefer" vazifesini yapınca zaferin gelmesine vesile oldu.
Bu büyük zaferin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, şehrin gösterdiği kahramanlık ve fedakârlığı unutmamış; Urfa’ya “Şanlı” unvanını vererek bu destanı ebedîleştirmiştir. Böylece Şanlıurfa, yalnızca bir şehir değil, bir direnişin adı olmuştur.
Bugün 11 Nisan, sadece bir tarih değil; "Ya şehadet, ya hürriyet" anlayışının yeniden dirildiği gündür. O gün, Urfa sokaklarında yankılanan tekbirler, yalnızca düşmanın çekilişini değil, bir milletin yeniden doğuşunu müjdelemiştir.
Şanlıurfa’nın kurtuluşu bize şunu hatırlatır: İmanla yoğrulmuş bir millet, en zor şartlarda bile diz çökmez. Çünkü "milletimizin" kalbinde hürriyet, ruhunda ise istiklâl aşkı vardır.
- - BURSA FETİHLE GÖNLÜNÜ AÇARKEN İSLAM'A
- - Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor...
- - İLK ADIM, İKİNCİ VE ASIL ADIM
- - Hak Üstündür, Haktan Üstün Yoktur.
- - Tağutu İnkâr Etmeden İman Sahih Olmaz
- - "Kabede Hacılar..." İlahisi Popüler Olunca
- - Ramazan: Kur’ân, Sünnet ve Risale-i Nur Işığında Bir Diriliş
- - 6 Şubat'ta Geceyi Yaran Ses- Hikâye
- - İSLÂM ORDULARININ CİHAD RUHU VE MAKSADI : İ'LAY-I KELİMETULLAH
- - Bediüzzaman Said Nursî ve Mehdi-i Azam Meselesi...
- - BOZULAN GENÇLİK Mİ, TERK EDİLEN EMANET Mİ?
- - EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ
- - ETHEM “Rüzgârın Oğlu”
- - KIRK BİR YILIN HİSSİYATI
- - Uhuvvet Hissi ve İhlasla Alakası
- - “Ümitsizlik bir hastalıktır” Ya Ümit?
- - BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ!
- - “ESKİ HÂL MUHAL. YA YENİ HÂL, YA İZMİHLÂL.”
- - CAMİALARDA KUZMAN MİSALİ İNSANLAR VAR OLDUKÇA..
- - Acayip Yerdeki AN
- - İSKENDER DİYE BİRİ
- - SİYAH SANCAK
- - Sessiz Çığlık ve Kapanmayan Yara: Gazze ya da Gaza
- - YEDİ ASIR EVVEL HAZIRLANAN EV
- - Yeni Fetih Gazetesi: Bir Dirilişin Kalem Gücü